Bense bir yanım Azerbaycan’da, öte yanım Balkanlarda... Bir elim Varna’da, bir ayağım tavanda, diğer kolum Van’da, bir gözüm ortadoğuda petrole karışmış kanda. Dönsem dursam yaşatmaya seni içimde.
Toplasam dünyanın bütün güllerini, yığsam kapının önüne. Peki ya evde yoksan?***
Nargilenin marpucu gibi saçları lüleli, Burgaz ada gibi fesleğen kokulu elleri, manasız ama derinlere bakan o ahu ahu gözleri vardır yar'in ya hani. Ya o esrarengiz pozları dimağımın fotoğraf makinesine yapışıp kalan ve asla çıkmayan? İnsanın isyana veresi gelir, aklını da başından öteleyesi. Ama gene durgun pozları uç uca eklediğimde uzun metrajlı, sonu aşk gibi biten bir kısa film canlanabilir. Canlandıkça uçar, uçtukça kıvılcımlar saçar, seçilmekte zorlanır bu hayal, merkezi sende kaç’ı bende, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, bir ayağı kutup yıldızına ötekisi aya basan insafsız derecede gerçekçilikten uzak bir sevdicek hayal edilecek. En sonunda yere düşünce çıkan ses, “küt”ten daha sert olacak hani. Bu mudur aşk? Ve dahi hüsran? Seçim benimse eğer, ben evde yokum.
***
Eskimeyen bir kalem, uçmayan bir güvercin, yüzmeyen balık, gezmeyen taksi, boş duran dolmuş ne kadar imkan ve şeraite haizse; kalbimi boş tutma çabalarım da o kadar gereksizlik arz edecek. Biliyoruz ki artık musluktan akan sular geriye dolmayacak, havalar ya pişirecek ya da buzlu yolda birini yere düşürecek, dünya her geçen gün daha güzel bir yer olmayacak. Yaşamak eskisinden daha bir çekilmez olacak. Birçok sebep var seni sevmem için… Bir Kızkulesi daha olmalı, dünyanın bambaşka bir yerinde.
Ya da bir beceriksiz Macaristan, hayal gücüme tornistan. Ya da hep biri. Yalnız, sen de olmalısın bir yerlerde.
Kereviz ile karnabahar ne kadar faydalı görünseler de, içerdikleri besinleri canlı tutmak için pişirip pişirmemekte kararsız kalabilirsin. İşte seni sevmek ve sevmiyormuş gibi görünmek de öyle bişey olsa gerek.
İnsanoğlu heyecan peşinde, kader dalgalarında yalpalanmak ister ömür teknesinde. Ne kadar şikayet etse de üzüntülerden, kederden, daima mutlu olmanın vereceği can sıkıntısına göre hayatın süzüleceği bir çaydanlık olup, bakır tencere gibi kararmayı yeğleyebilir eninde sonunda. Tencere dibin kara, seninki benden koyu. Ben belki karayım ama omzumda yırtık bir gömleğim var, dertlerin altında duran. Beslemezsen gözünü oymaz kargalar, ama yorulmadan dinlenmek kadar eziyetli ne var? Senin yolunu uzatma çabalarına saygı duymam gerekecek. Ben de ufkun uzaklığında kaybolabilsem aramazdım patika yolları. Çünkü yalnız vahşi hayvanlar bilir, en kısa yolları. Bir de yapayalnız çobanlar.
Biri uykudan uyanmaz, diğeri onun farkına varmaz, yaz olmadan geliverince sonbahar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder