3 Haziran 2014 Salı

Düşünen Adam ve Dinleyen Çocuk









Yazmak yaşamaktır diyorum sana çocuk... Yazdıkça yaşıyor, yaşadıkça yazıyorum.. öğrendiklerimi tabii ki. Sen çocuktun, nereden bilecektin neler hissettiğimi yaşama dair, kendime ilişkin... Gölgemle birlikte büyüyorum sandım, güneş batmıştı oysa, gölgeler büyüyordu, bense hala senin kadar çocuktum... Ben kendimi aynalardan tanıyordum, oysa aynalar yalancıydı, sahici olan kalplerdi. Kalpler ışık taşıyorlardı, kederlerle birlikte. Sen bunları nereden bilecektin ki çocuk? Çocuksun da ondan.
Yaşamak ağrısı diye bir ağrı vardı böğrümüze saplanan, bazen de böğrüne saplandığımız bir yaşam var, belki o zaman ağrısızız... Her zaman ve her yerde, ulaşılmaz engeller var önümüze koşulan. Bu engeller bize düşman kesilse de, haddimizi de iyi bildiriyorlardı yani ne de olsa... Ama gene de, bize yakışmıyordu ellere aşık olup kendimize küsmek, delilerle dansedip zambakları koklamak gibi birşeydi bu... Anlamı yok biliyorum söylediklerimin, senin çocuk beyninde. Yüreğinle anla beni, o zaman belki aynı yaşa gelebiliriz seninle... Ne de olsa zor be çocuk.
Gelmek istediğim yer neresiydi diye düşündüm, ama sana soracak değildim elbette... Arayıp durduğum bir altın anahtar var, kalplerdeki kilidi açan, gözlerdeki pusu silen ve dillerden sadece ışıldayan cümleler çıkartabilen... Sevgi söylemeseler de olur, ben onların sevmeyişlerini de sevgiyle siliveriyorum... İstemekle olmuyor çocuk, anlamak gerek... Onlar bana, ben de onlara köredesiye yabancıyım. Yabancı bir ülkede sağır ve dilsiz gibiyim.. Öylesine anlaşılmaz, öylesine konuşamazım ki, dilim sus pus oluyor, matem tutuyor gözlerim, gerilen sinirlerim, terleyen avuçlarımla, gereksiz ve aykırı bir heyecan içindeyim... Bir sessiz isyan taşıyorum içimde hep bu duruma değin, bunaltıp duruyorum kendi kendimi.. Kahrediyorum kendime ve yalnızlığıma, çaresizliklerime, yalnız kalmak zorunda oluşuma bir de.. Çünkü konuştuğum dili sadece ben duyabiliyorum, içten içe bağırıyorum, öylesine sus pus olmuş dilim, öylesine tılsım bağlamış yüreğim... İstiyorum ki bazen uğraşsınlar, arayıp bulsunlar, anlayışlarında sarıp sarmalasınlar beni ve her türlü önyargıdan uzak, beri yargılardan, yan yargılardan da uzak kalabileyim ve tanımadan sevebildiğim bütün insanların kalbinden içeriye ben de gireyim... Ama hak edilemeyişlerim var bu hayatta... Nerden bileyim...
Ey çocuk, beni bir sen olduğu gibi anlayabilirsin diye düşünüyorum... Çocuk olman yetiyor anlamana, ne de olsa yaşadıkça yorgun düşeceksin ve tenezzül etmeyeceksin kendinden başka hiçkimsenin acılarına, sevinçlerine. Sen şimdi tertemiz bir sayfasın, yüreğin hep böyle kalsın dilerim. Ne kadar çok incinirse, o kadar sev yaşamayı çocuk... Yoksa ayakta durmak zorlaşacak biliyorsun... Biliyorum... 
Bir ocak alev alev yanıyor olsun ve üstündeki tencerede pişsin bütün ümitler... Piştikçe dağıtalım onları birer birer, istedikleri kadar alsınlar. Böylece başkalarının umutlarını çalmaz, incitmezler belki de. Ama dünya kuruldu kurulalı, kanunu budur be çocuk. Birileri incitir, birileri incinir. Ya al takke ver külah, ya da al gülüm ver gülüm. Bunları yapmayı bilmeyenler bizler gibi üzülür... İnsanlarla uzun zaman yaşamak için acımasız olmak gerekirmiş, ne dersin? Nankörlük mayasına çalınmış bir defa... Ya seveceksin onları böyle, ya da üzüleceksin, hayat böyle... Ya da defolun deyip gideceksin, hayatmış, üzüntüymüş sizin derdinizden bana ne? 
İstediğin kadar ağla çocuk, seni dinlemiyorum artık. Benden birşey bekleme, çocuk olamam artık seninle. Bütün yaşadıklarımdan sonra geriye dönüp bir saniye bile bakarsam, bir daha adapte olamam acımasız dünyaya yeniden... Ama dur... Ağlamasana öyle... Hayır, yapma be çocuk, gözyaşlarını sakla artık. Evet yufkadır yüreğim, ama bu kadar da yürekle oynanmaz ki... Büyü de anla çocuk, büyü de anla. Beni taş kalplilikle suçlama, insanlarla yaşıyorum ben. Çocuklara sorarsan hayat bir oyundur, amma da basit be !... 
Dur çocuk, gitme ne olur... Kırıcı olduğum, yetişkin olup acımasızlaştığım için senden özür diliyorum... Bu dünyada sana da yer var...Bundan eminim çocuk... Bundan eminim. 
Bombalansan da, hor görülsen de, itilip kakılsan da bir yerlerde, sen yine tertemiz bir çocuksun, yemin ederim ki ben de senin gibiydim bir zamanlar... Belki hissettiklerini hissedemem artık, ama seni anlayabilirim. Hala ümit var bu dünyada... Salıncağında sallan çocuk, daha büyümene vakit var... Bu yükü ben çekerim senin yerine. Senin yerine de ağlarım, yeterki sen üzülme...  
Neşesiz bir çocuk yoktur, aydedenin selamı var sana, “uyurken büyüsün” demiş ve yıldızlardan gökyüzüne uçurtma resmi yapmış, sakın unutma çocuk... 
Düşünen Adam ve Dinleyen Çocuk . İndigo Dergisi yazıları. 10.2006

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder