Damla damla akıttım,
Sel oldu özlemim...
Kavuşmayı bekliyorum
Çamurunu bile özledim.
Ayı bir yanıma
Güneşi bir yanıma verseler
Ne senden vazgeçerim
Ne seni sevmekten...
Rüyalarıma doldun
Nasıl akıtayım?
Silinmez oldun
Neyle avunayım?
Yoksun, ve yokluğun her şeyden daha çok batıyor bana...
Seni yok olasıya seviyorum
Anladım yokluğunda.
Hiçbir göz senin kadar sıcak bakmadı buralarda... Hangi sohbeti açsam en vurdumduymaz bir konuda, sonu yine hep seninle bitiyor... Bir bakıma senden çoook uzaklarda, seninleyken olduğumdan daha çok seni yaşıyorum... Sen benim dimağından hiç çıkmayan bir tablosun, en güzel renklerin dışa vurduğu, en güzel hayallerin can bulduğu.. Kimi zaman eskisinden de fazla, yakından da yakinim sana, böyle uzaktan uzağa... Fırlatılan bir bumerang gibiyim dünyanın diğer bir ucuna, turlayıp geri donuyorum yine ben sana. Hayran oldum sana, sensizliğin ıpıssız çığlığında kulaklarım her şerrine sağır, gözlerim yokluğuna ve yok sayılmana kor oldu... Kapanmadı kalbimdeki o sevgisiz boşluk, senden ayrı düştüğümden bu yana...
Fındık kabuğuna sigar da sensiz gecen mutluluklarım, kale kapısından sığmaz bu hasretim...Aç değil, muhtaç değilim, ama yokluğundan muzdaripim... Seninle gecen yaşlılığı, sensiz gecen gençliğime yeğlerim... Bir akarsuyun kolları ne kadar yüksek dağlar ve tepelerden uzaklara aşsa da, yine dökülür yatağına…Böyle olsun benimle senin arandaki anlaşma, Allah'tan dilerim...
Hani otobüste fazla biletini sana verip para kabul etmeyenler vardı ya, iste onlar burada yasamıyor... Rüzgara karsı oturup da kimse martılara simit atmayı göze alamıyor, ne öyle bir deniz var geçilecek, ne de öyle bir mevsim var göğüslenecek... Sokakta ne bir kedi miyavlıyor, ne de sen şakrak bir çocuk seksek oynuyor... Burada senden uzaklarda, tanımadığım bir çocuğun başını okşamak çok ayıp karşılanıyor, gerekçe: yabancı insanlar masum değil... Kalbim öyle kirik, insanlar öyle korkak...
Herkes çok yaban bana, yabana atar beni ilk fırsatta. Bir sen anlardın kim olduğumu bir bakışta... Dinlediğim her şarkinin sözlerini anlardım seninleyken... Bir nakarat söylerdim ve çevremdeki herkes anlardı içimden geçenleri ben söylemeden... Halden anlardı bakışlarıma karşılık veren o meçhul bakışlar, yorgun da olsalar hayatin üst üste gelişlerinden... Tek kendilerinin derdi değildi ki onları üzen... TV'de izlediklerine, komsularının derdine ağlayan, bir sıcak çorba yapan, kendi durumuna hiç bakmayan birine hiç rastlamadım desem sakin ola şaşırma... Çünkü... Kendi kendini kurtarmalı, kendi dünyanı kurup içinde yapayalnız yaşamalısın, maddiyatın kara kuru yasasına göre.
Evet kabul, seninle olduğumda her şeyden mutlu değildim hayattaki kavgadan, gürültüden, beynimdeki kirlilikten... Ama sen vardın, orda burada etrafta, gözümü bir an yumsam açtığımda yanımda... Simdiyse kapkara bir sensizliğin üstünü kapatan kupkuru bir yapay dünya...Ya sen, sen neyle oyalandın bensiz? Üşüdün mü esen rüzgardan, yağmur ve çamurdan kirlendi mi ellerin... Yağmur yağıyormuş duydum, rahmet akıyormuş göğün yanaklarından... Oysa ben canim sıkılınca efkarlı bir şarkıya dalıp ağlayamıyorum bile. Burada hep kar yağıyor ve yine hep kar yağıyor... Gözyaşlarım donuyor soğuktan... Hava sıfırın altında sensiz...
not: Chicago'dan özlenen Türkiye'ye selam olsun.
Sarı Mektup. İndigo Dergisi Yazıları 02.2009
not: Chicago'dan özlenen Türkiye'ye selam olsun.
Sarı Mektup. İndigo Dergisi Yazıları 02.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder