3 Haziran 2014 Salı

Kör Talih ve Kahpe Felek, Günah Keçilerini Kaçırmak Gerek

Rüzgar kırdı dalımı
Ellerin günahı ne
Ben yitirdim yolumu
Yolların günahı ne
 
Hep yar peşinde koştum
Hem küstüm hem barıştım
Kendim dillere düştüm
Dillerin günahı ne

Ne kış dedim ne bahar
Gezdim sabaha kadar
Erken ağardı saçlar
Yılların günahı ne (*)
Hayat yanı başımızdan akıp giderken... Kimsenin olmadığı bir anda yalnız bıraktığın çaresizliğine ve yapayalnızlığına arkanı dönüp gittiğinde bir elin omzuna dokunması ürkütmez miydi seni? Tut ki sen yaşlanmış, perişan olmuş ve pişman olmuş bir halinle geri dönüverip geçmişine yeni baştan dokunmak istedin bir hekimin eliyle… Acılarına dokunmak, pişmanlıklarını ortadan kaldırmak için ikinci bir şans bulmayı çok istedin… Bu şansı kullanmaz mıydın, geriye gelip de omzuna dokunmak için, kendine çektirdiğin çileden sonra yüzünün, saçlarının, ruhunun nasıl da solgun düştüğünü kendine göstermek için? Buna imkân yok diye düşünüyorsun kimbilir… Ama ben var olduğunu söylüyorum sana. Ne duruyorsun peki, geçmişe gidip uyarsana gençliğindeki kendini… Sen şimdiki şimdidesin… Geçmişteki şimdinden farkın ne? Farkettiysen kendini, yaşadıkların gerçekten açtıysa gözlerini yaşadığın buğulu geçmişin günahı ne… Belki artık geri dönmek için çok geç, belki de bir yere dönmek için daha çok gençsin… Belki dönemem diye düşünüyorsun kim bilir. Ya dokunabilseydin omuzlarına geçmişteki Sen’in… Uzar mı o zaman akşamlar yine… Kısalır mı yeni baştan düşlediklerin… Artar mı o zaman umutların? Biter miydi heveslerin…
Ne söylerdin kendine yaşlı ve yorgun halinle?  
Konuşmak mı isterdin sadece bakışmak mı, anlaşılmak ve susmakla, kelimelerden arınarak.… Gerçi genç halinle gördüğünden ödün kopacak… Gerçi o omuz sarsılacak, yüreğin çıkacak… Genç halin durumu o an anlamayacak… Belki de seni düşman bilip de saldıracak… Ama vakit tamam, sabahın seherinin yolundasın,  olgun olmayı ve dalından düşmeyi göze al ve pişmanlıkları rüzgara bırak… 
Atına atladığın gibi yoluna düş hayallerinin… Yeni baştan inşa et yorulmuşsa bedenin… Düşlerin ellerinden tutacaktır senin… İç huzurunun kale burçlarında dalgalansın el değmemiş maviliklerin…
Yola çıktığın zaman yanına ne gerekiyorsa yanına alma artık. Yükün yeterince ağırdır sana… Yola güven, ve ona doğru ak, hızlı akan dereler bazen çağlayan olacak, bazen de yatağında kalan huzurlu  bir ırmak… Çağlayanın hışmını artık gerinde bırak. Yollarında dolaştığın geçmişteki o sokak, dolandığını görünce ne fısıldayacak? Hatıralar düşüncelerinden çekebilir huzursuzluk iplerini… Hayat sana daha ne bırakacak? Yolunu yürümelisin… Ay çıkıyor, işte güneş batacak… Gecenin kör karanlığında olsan bile… Yolunda yürümek sana çok yakışacak. 
Aşk ol, sevgi ol, deniz ol, martı ol, rüzgar ol, balık ol, şiirde bir mısra ol, gönülde sevinç ol… Bıraktığın adressiz mektuplar artık yola çıkacak. 
Duygu ol da taşı onları, umut ol da besle, düş ol da canlandır… Kapanan gözler yeni bir ışığa açılır ya bir son nefeste…Sen üfle pastandaki mumları tek nefeste.. Yeniden doğ şimdine, teslim ol(ma) kaderine, yaşarken bu göğsündeki kafeste, duymak istediğin belki güzel bir beste… Dinle ne diyor sana…

Rüzgâr kırdıysa dalımı, ellerin günahı ne? Ben yitirdim yolumu, yolların günahı ne? Bir yolculuk heyecanı sardı beni, umudum yeni adreste… Akıl O’nu hissetmiyorsa kalbimin günahı ne? Her şeyi saran nurdan bir çerçeve…  Gözlerim görmüyorsa, ruhumun günahı ne? Ruhunu kelepçeliyorsan, acıların günahı ne? Uyan bütün kâbuslarından ve rüyalarını yaşa, derininde… Her şey sana ait, her şey şimdide…

(*) Güftesi Fuat Edip Baksı ve Bestesi Selahattin Erköse’ye ait olan Türk sanat müziği eseri.
Kör Talih ve Kahpe Felek, Günah Keçilerini Kaçırmak Gerek. İndigo Dergisi. 03.2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder